Bir kuşak sorguluyor: Okusam ne olacak… Nerede yanlış yaptık
Liseye geçiş, ilkokul ortaokul kayıt süreci derken şimdi de yüksek öğrenime yerleştirme sonuçları açıklandı. Üniversite sınavlarına başvurunun dahi bir yılda 500 bin azaldığını konuşmuştuk günlerce.
Okulların açılmasına ise çok az bir süre kaldı. Bir tarafta okula başlama süreci diğer tarafta okullara devam etmeyen/edemeyen gençler.
CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever’in verdiği soru önergesine gelen cevapta 316 bin gencin üniversitelere devam etmediği görüldü. Üniversitelerdeki benzer durum aslında zorunlu öğrenim çağı olan 06-17 yaş grubunda da var.
OKULDAN KAÇIŞ SEBEBİ
Bu durum da kamuoyuna daha önce yansımıştı. Okuldan kaçışın en temel sebebinin yoksulluk olduğu yani ekonomik sorunların öncelikli gerekçe olarak karşımıza çıktığı açık olsa da iktidar bu durumu görmezden gelmektedir. Ülke genelinde kişi başı gelirin 15 bin dolar civarında olduğu söylense de emeklilerin, çalışanların, asgari ücretlilerin bu rakama ulaşabilmeleri mümkün değil.
Bu hesaba göre ortalama aylık 50 bin TL gelir olması gerekiyor. Yani asgari ücretin dahi neredeyse 2,5 katı. Çalışanların ve emeklilerin büyük bir kısmı asgari ücret ve altında gelirle geçinmeye çalışırken okula gidecek üniversite öğrencisi için kaynak ayırmaları neredeyse imkansız.
Gençler çalışarak okumak için partime olarak çalışmak istediklerinde de iş bulma sorununun yanı sıra zamanla partime olan süreç daimi sürece dönüyor ve okul askıya alınıyor.
Barınma, yemek, kitap, ulaşım masrafları maalesef karşılanamaz bir hal alınca gençler okulu bırakmayı tercih ediyorlar.
“OKUSAM NE OLACAK”
Eğitimde temel sorun ekonomik görünse de bu boyut aşılmış durumda ve “okusam ne olacak, abim, ablam okudu da ne oldu ya kasiyer ya da işsiz geziyor. Özel okulda çalışsa asgari ücret bile almıyor.” Cümleleri yükseliyor her yerden. Okumadan daha çok para kazanabilirim algısına kapılanlar var sistem içerisinde.
Eğitime güven en büyük sorun ve bu sorunu yaratan ise yönetim… Liyakatin yok olduğu, hukukun askıya alındığı bir sistemde okul öncesinden yüksek öğretime kadar her kademede adeta çöküş yaşıyoruz.
Yüksek öğretimlerin içi boşaltılmış bırakın rektör, dekan olmayı akademik kadrolara geçişte bile kişiye özel uygulamalar söz konusu olunca. İnsanların emekleri yok sayılınca yani güven yok edilince başarı gelmediği gibi kaçış da artıyor.
İlköğretim ya da ortaöğretimde aynı mahallede hatta aynı sokaktaki iki okuldan biri tercih edilirken diğerinin neden tercih edilmediği sorgulanmıyor.
ÖZEL OKUL PATLAMASI
Bakan ağzıyla bile okullar nitelikli/niteliksiz diye ayrıştırılabiliyor, bir başka bakan tarafından “eğitim yük” şeklinde cümlenin kurulabildiği bir ortamda eğitime önem verildiğinden söz edebilir miyiz? İşte bu yükten kurtulmak için özel okullara kaçışı hızlandıran politikalar sonucu son 10-15 yılda özel okul sayısında patlama yaşandı desek yeridir. Özel okullara kaçış var ama öğretmenlerini adeta asgari ücretin altında çalıştıran bir sistemde nitelikli eğitimden söz etmek mümkün değil.
İktidar özel okul öğretmenler için var olan “devlet okullarındaki emsalinden az maaş verilemez” yönündeki düzenlemeyi dahi kaldırarak eğitime yaklaşımını bu noktada da ortaya koymuştur. Özel okul öğretmenleri aylardır taban aylık uygulamasına geçilmesi için eylem yapıyorlar ama duyan maalesef yok.
ATATÜRK MANİFESTOSU
Oysa ki cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki imkansızlıklarda dahi eğitim öncelikliydi ve Atatürk’ün manifestosu “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” Şeklindeki sözleri idi. İşte bu noktadan bugünkü aşamaya geldi eğitim.
Bir de bunun üstüne eğitim sistemini adeta kuşatan gerici yapılar, gerici anlayış düşünüldüğünde eğitimden kaçış adeta normal hal alıyor. Son olarak 15 Temmuz hain darbe sürecinde ağızlardan düşmeyen liyakat cümleleri maalesef unutuldu ve o kötü süreçten dahi ders çıkarılamadı.
2025 yılı aile yılı ilan edildi ve çocuk sayısının artışına sıkıştırılmış bir anlayış hakim kılınmış durumda. Evet bir hükümet gelecek nesli ve genç nüfusun azalışını dikkate almalı ama tek sorun olarak bu noktaya odaklanmamalıdır. Mevcut çocuklarını adeta besleyemeyen bir yönetim anlayışı ile geleceğin inşası mümkün değildir.
BİR ÖĞÜN YEMEK
2023 seçimleri öncesinde okul öncesindeki çocuklarımıza bir öğün yemek verilmeye başlandı, seçim vaatleri arasında diğer kademelere de yemek verileceği yer aldı ama seçim bittikten sonra okul öncesindeki yemek dahi kaldırıldı. Çocuklar gerçek anlamda aç aç okula geliyorlar ve bu şekilde günü geçiriyorlar. Çocuklar okul kantininden beslenecek harçlığa dahi sahi değiller. Sahip olsalar da bu beslenme şekli sağlıklı bir beslenme şekli değil. Bırakalım yemeği, temiz bir ortama, güvenli bir ortama, en acısı da temiz içme suyuna dahi muhtaç bir sistem söz konusudur. İşte iktidarın asıl kafa yorması gereken nokta burası. Çocuklarını geleceğe sağlıklı hazırlayamayan bir ülkede sağlıklı bir gelecek inşa edilemez. Bu noktadaki sorunları bugün belki göremiyoruz ama gelecekte çok derin bir şekilde hissedeceğiz.
Bir sistem düşünelim ki ülkenin her vatandaşını uzaktan yakından ilgilendiriyor sadece zorunlu eğitimde 1 milyonu aşkın öğretmen 18 milyon öğrenci söz konusu. Bu kadar büyük bir sistemi günlük politikalarla, liyakatsiz kadrolarla sürdürmenin mümkün olmadığı gerçeği yüzümüze vurmuş durumda.
Öğretmeni mutsuz,
Öğrencisi mutsuz,
Velisi mutsuz,
Topyekün toplumun mutsuz olduğu bir süreçten söz ediyoruz ve mutsuzluktan daha da kötüsü tüm kesimler maalesef umutsuz. Umudun yok olduğu güvenin tesis edilemediği bir ortamda başarı yakalanamayacağı gibi kaçış da önlenemez.
GÜNÜ KURTARMA POLİTİKALARI
Hatadan dönüş için tek bir sinyal dahi yok aksine günü kurtarmaya yönelik politikalarla devam ediyoruz. 18 milyon çocuk okula gitti mi, evine döndü mü? Sorularının cevabı evet ise o gün kurtulmuştur. Ve başarı gerçekleşmiştir. Bir de üstüne iki istatistiksel başarı yorumu yaptık mı yeme de yanında yat misali olur. LGS sınavında 719 öğrencinin tam puan almasını başarı olarak görürken bu 719 öğrencinin dahi istedikleri okullara gidemediklerini görmezden gelebiliyoruz. Böylece başarılı çocuğu dahi mutsuz edebiliyor, umutsuzluğa itebiliyoruz.
Tüm bu hatalarımızın çözümü bellidir. Öncelikle şapkayı önümüze koymamız gerekiyor. Sonra bir şeyleri değil anlayışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Yani eğitimde gelişim için, başarı için ne bakan değişikliği ne de başkaca bir argümana ihtiyaç vardır tek argüman anlayış değişikliğidir. Bunun için de eğitimi gerçekten beka meselesi gören siyaset üstü anlayışa sahip bir iktidara ihtiyaç vardır.
Maksut Balmuk
Odatv.com